İÇİMİZDEKİ SES…
Aslında ona hepimiz aşinayız. İnsanın özgüvenini yerle bir eden, enerjisini
sömüren, sevgisini zehirleyen, girişimlerini engelleyen, yaratıcılığını kemiren,
coşkusunu tüketen sert ve otoriter bir
sestir o...
Varlığını teşhis, kimliğini tespit ettiğimiz taktirde etkisini mutlak surette
azaltacağımız bu ses, yaşamımız boyunca bizi yeren, azarlayıp iğneleyen,
suçlayıp küçük düşüren tüm sözlerin; kalıplar ve kurallar empoze eden tüm
ailesel ve toplumsal beklentilerin benliğimizde yankılanmasıdır.
Psikologların, "içsel eleştirmen" adını taktıkları bu şahsiyetle öylesine uzun
bir zamandır yaşamaktayız ki, onun bitmek bilmeyen yorumlarını normal bir şeymiş
gibi kabullenip hayatımızdaki pek çok problemin sorumlusu olabileceğini
düşünmüyoruz bile.
Yaşadığımız travmalar, benimsediğimiz olumsuz düşünce ve tavırlar nispetinde
güçlenen; haliyle de kantarın topunu kaçırarak bizi korkuya, mutsuzluğa ve
umutsuzluğa gark eden, hareketlerimizi insafsızca frenleyen İçsel Eleştirmenin
aslî fonksiyonu görünenden çok farklı: Bizleri acıdan ve utançtan korumak. Doğal
eğilimlerimizi kontrol altında tutmaya çalışarak, bizi herkesten önce
eleştiriyor ki, hareketlerimizi düzeltip etrafımızdaki insanların sevgisini ve
saygısını temin edebilsin. Toplum tarafından dışlanmamızı önleyebilsin.
Başarısızlıkla sonuçlanabilecek eylemlerimizin önünü kesebilsin. Muhtemel
hatalarımızı engelleyebilsin.
İçimizdeki karanlık arttıkça amacından sapan bu parçamızın indinde, başkalarının
hakkımızdaki fikirleri çok önemli. Bunun yarattığı zafiyetin incinirliğimizi
nasıl artırdığını, bizi ne denli savunmasız bıraktığını tahmin etmek hiç de zor
değil. Durum aşırıya kaçtığında, başkalarının yargılarından, arzularından ve
ihtiyaçlarından böylesine etkilenen bir kişilik kendi ihtiyaç ve isteklerini
yansıtan kararlar almakta güçlük çekecek; sınırlarını savunmak, 'ben-liğini'
korumak için amansız bir mücadele vermek zorunda kalacaktır. Psikologlara göre,
güçlü bir İçsel Eleştirmen, kişinin gelişimine sekte vurabilir; içindeki çocuğu
öldüresiye yaralayabilir; vehme kapılarak övgüyü ve sevgiyi reddedebildiği gibi,
bunları vermek isteyenlerin niyetini öfkeli ve yermeli bir tavırla
sorgulayabilir. Fevkalade vahim, öyle değil mi?...
İpliğini pazara çıkardığımız için süngüsü düşen; bilginin ateşinde pişmeye
mahkum edildiği için şimdiden büzülmeye başlayan yoldaşımızı yok etmeye
çabalamanın ters tepeceğini aklımızdan çıkarmayarak, onu daha yumuşak ve
yardımcı bir konuma sokmanın formüllerini araştıralım...
İlk etapta, onun ne zaman konuştuğunu fark edip kendimizi ondan ayırmamız
gerekiyor. Yani, geriye birkaç adım atıp onu seyredebildiğimizde, gözlemleyen
egoyu devreye sokmuş oluyoruz. İçsel eleştirmeni tanımak istiyorsanız, sizinle
hangi durumlarda konuştuğunu, kimlerin yanında depreşip neleri açığa vurduğunu
yazın. Resmini çizin. Onunla mantıki bir diyalog kurmayı deneyin. Ve hafızanızı
yoklayarak, size kimleri anımsattığını keşfedin. Eğer karanlıkta kalan
yönlerimize sahip çıkabilirsek, mağdur edilmekten kurtuluruz unutmayalım ki…
Sevgiyle Kalın…