Gel seninle hırsızı uğursuzu önümüzden geçirmemek üzere anlaşalım. Senin
yanından da önünden de geçemesin. Benim yanımdan da önümden de geçemesin. Ancak
hangi hırsız? Adi hırsızları güvenlik güçleri kovalasın yakalasın bize de
katılsınlar. Biz Millet'in ekmeğini çalanları yakalayalım. Siz, sen ve ben
kandan ve çamurdan olan biz, devletimizin imkânlarını haksız yere gaspeden
gasıpları yakalayalım. Küçük esnaftan, halktan, fakirden fukaradan algı salgı
adıyla onun ekmek parasını elinden alanları yakalayalım. Yakalamak bizin işimiz
mi dersen, teşhir edelim. Teşhir edemezsek buğz edelim. Ya haksızlığa
uğrayanlarla ağlayalım. Hayır ağlamayalım. Mehmet Akif'çe yanımızdan kovalım.
1966 -67 yıllarında bir ortaokul öğrencisi iken hayatı ve dünyayı tanımaya
başladığımız günlerde, halk arasında yaygın olarak anlatılırdı. Uyanık
İstanbul'lu Anadolu'dan gelen İstanbul'un büyüklüğüne hayran olan vatandaşa
Sirkeci'de, karşıdaki Galata Kulesi'ni satarmış. Deniz üzerinde sürüler halinde
uçuşan martıları satarmış. Bu fıkraların bir zaman sonra özelleştirme namı ile
yüksek yöneticilerimizin yüksek fikri olarak1985 yıllarından sonra bugüne kadar,
bugün de hararetle savunulacağını yazılıp çizileceğini, kafaları meşgul
edeceğini nereden bilecektik? 12 Eylül sonrasında yapılan anayasaya göre kurulan
siyasi hayat ihtilali yapanlar tarafından izin verilen siyasi partiler, yolları
satırım-sattırmam, köprüleri satarım-sattırmam, barajları satarım-sattırmam
diyalogları ile vatandaşa siyasi parti olarak üç seçenek sunuldu. İhtilalcilerin
desteklediği, Emekli General Turgut Sunalp'in Horoz partisi, veto yemekten
kurtulanlardan oluşan Halkçı Parti ve İzmir Lions Kulübü'nde siyasi çalışmalara
başladığını deklere eden Turgut Özal'ın Anavatan Partisi.
Turgut Sunalp (Paşa)'nın horoz amblemli partisinin (Milliyetçi Demokrasi
Partisi)yetkililerinin en etkili sloganı "İktidar olmaya mecburuz ve mahkûmuz"
idi. Üç Partinin en üst yöneticilerinin ortak kanaati "Örneğimiz Amerika'da
olduğu gibi Türkiye'de de iki parti olmalı, bilemedin üç parti" idi. Bu
ihtilalcilerin Amerika'dan alınan örneğe uygun olması için üçten fazla parti
kurmaya kimse kakışmasın hemen kapatırız tehdidi ile oluşan siyasi konjonktürden
ben nasıl faydalanırım telaşı parti yöneticilerini doğru düşünmekten hızla
uzaklaştırmıştı. Türkiye'yi küçük Amerika yapacağım diyen 1950'lerin Demokrat
Parti'sinin mirasına ve sloganlarına sahip çıkan Anavatan Partisi tek başına
iktidar oldu. Dünya kamuoyundan gizli olarak planlar yapan ve uygulayan
Bilderberg toplantılarının kararları Türkiye'de nasıl yansıdı, daha sonraki
yıllarda hepimiz gördük yaşadık. Tarım ve hayvancılık ülkesi Türkiye,
Hollanda'dan peynir başka bir ülkeden buğday, şeker ithal etti. Üzerinde 100
dolar ya da 100 döçemark bulunduran insanlar Türk parasını koruma kanununa
aykırılıktan senelerce cezaevini boylarken yabancı para alışveriş aracı oldu.
Türkiye döviz cenneti oldu. Lüks ve israf alabildiğine artırıldı. Üretmeden
tüketmek, düşünmeden yaşamak moda oldu.1968'lerin hippi düşüncesi siyasi
iktidarların eğitim politikası oldu. Türk tarihinin beş bin yıllık geleneği
ayaklar altına alındı. Milletin gözbebeği peygamber ocağı kurumlar şort ve havlu
ile denetlendi. Halk, şaşkın olanlara bir anlam veremiyordu. Ancak Sovyet ya da
Çin anayasasına özenen refah ve zenginlik içinde yaşayıp emekçi yoksulluk
edebiyatı yapanlara, İstanbul Boğazında lüks lokantada rakı içerek Zapt suyuna
şiir yazanlara, dinine taan edelere de güvenemiyordu. İktidarın tüm medyayı
baskı altına aldığı günlerde (bugünlerde halen yaşadığımız gibi) Türkiye
ilerliyor, ekonomi çok iyi masalları iktidarın borazanı tüm radyo
televizyonlardan gazetelerden okunuyordu. Türkiye bu menfaat şebekesi düşman
temsilcisi siyasal organizasyondan kurtuldum dediği anda başka bir menfaat
şebekesinin eline düşüyordu. Bu kısır döngü, bu kâbus ne zaman bitecek. Millet,
meydanlarda kitap, bayrak öperek onları hançerleyenlerden, dünyanın
Hıristiyanlaştırılması planının uygulaması olan " dinlerarası diyalog
"programının icracısı olmaktan şeref duyan 21.yüzyıl dehrilerinden ne zaman
kurtulacak?
Önce dünyanın asker sen misin? Dünyayı sen mi kurtaracaksın sana ne diyen
düşünceden kurtulmamız gerekiyor.
Dünya tarihine İstanbul'un fethinden sonra en büyük sosyal ve siyasal olayı
olarak geçecek Yeniden Milli Mücadele'nin sabır ve metanet ocağından yetişen bir
şairin dizelerini terennüm edelim
"Zafer sana uzak derler arkadaş,
Bilmezler ki zafer senin içinde.
Kader sana tuzak derler arkadaş,
Bilmezler ki, KADER yürür önünde"
Bu satırları okuduktan sonra artık oturma! Ayağa kalk ve koşmaya başla,
yürüyerek yetişemezsin. Kervan ufku aşmak üzere. Kur'anın Aksiyon Öğretisi'nde
işaret edilen "Mutluluk Yolcularının Kervanı"na yetiş.