EMANETE HIYANETLİK EDER MİSİN?

Kitabın bize bildirdiğine göre elçilerin fizik kanunlarının dışına çıkan olaylarına mucize deniliyor.Elçi olmayıp da Allah'ın birliğine inanan ve onun yolunda yürüyenlere de veli yada evliya deniliyor.Amerika'nın BOP veya GOP diye adlandırılan projelerinin uygulandığı Atlas Okyanusu'ndan Fas, Tunus, Cezayir,Libya, Mısır, Irak, İran, Türki Cumhuriyetler, Pakistan, Afganistan, Hindistan, Burma ve Filipinler'e kadar uzanan coğrafyada içimizden devşirdiği şeyhlerle ılımlı İslam politikalarını sürdürüyor.. Bu coğrafyada inancının temel prensiplerini öğrenmeyen, farzları inkar eden şeyhinin, (olmayan) kerametine bağlanmış binlerce müslümanı uyutmaktadır.Türkiye'ye, camilerinde "Hak din İslam'dır" deme diyebiliyor.
Mucizelere örnek herkesin bildiği Musa Peygamber'in İsrail Oğulları'nı Mısır'dan alıp götürürken Kızıl Deniz'e asasını vurarak geçmesi. İsa Peygamber'in eli ile meshettiği insanların yakalandığı hastalıktan kurtulmaları O'nun mucizesi.Hazreti İbrahim'in Nemrut'un ateşinde yanmaması başka bir mucize örneği(İbrahim'in dostu arının ağzı ile su taşıması da ayrı bir ibret). Son peygamber Hazreti Muhammed'in de bir çok mucizesi var. Miladi 622 yılından sonra sığındıkları Medine'yi savunmak üzere şehrin etrafına hendek kazdıkları, arkadaşları ile birlikte aç bilaç yorgun düştükleri, karınlarına açlıktan taş bağladıkları sırada büyük bir kayayı balyoz ile kırmaya çalışırken son elçi "Kisra'nın sarayı yıkılacak" diyor, "Bizans toprakların Müslümanların olacak" diyor.Bu müjdelerin birer mucize olduğu yıllar sonra anlaşılıyor.İslam literatürüne şakk-ı kamer diye geçen ayın ikiye bölünerek tekrar birleşmesi olayı yine O'nun mucizesi.Son peygamberin hiçbir zaman unutulmaması gereken, bugün bizim de görüp hissettiğimiz mucizesi; Kuran-ı Kerim. O yaşam rehberi, mutluluk rehberi.İnanıp uyanlara.
İnsana verilen olağanüstülükler olan kerametler de kitaba ve sünnete uygun olmak şartı ile düşünmeye davet ediyor.Yaşandığına inanılan bir olay anlatılır;
Türk Tarihi'nde doksan üç harbi diye bilinen 1877-1878 Osmanlı- Rus Savaşı'nda Bursa'lı bir Kur'an hafızı Ruslara esir düşer.Savaş bittikten sonra zamanın Rus yöneticileri, esirleri alıp Rusya'ya götürür, orada her birine değişik işler verir.Kimine hizmetçilik ettirir, kimine çiftliklerde hayvan baktırır.Bursa'lı hafıza da bir çiftliğin domuz sürülerini gütmek görevi verilir.Günler aylar geçer. Bursalı Hafız Rus zenginlerinin domuz sürülerini dağ bayır dolaştırarak besler.Kur'an da açık olarak yenilmemesi gerektiği belirtilen yiyeceklerden birisi de domuz etidir.O'nun için Müslüman ailelerin hiçbiri kan, kendiliğinden ölen hayvan Allah adı anılmadan kesilmiş hayvan ile birlikte domuz etini de yemez ve evine sokmaz.Ama Rus köylülerin böyle bir yasak çizgisi olmadığından domuzu bizim koyun keçi beslediğimiz gibi besleyip yemektedirler.Bursalı Hafız Rusya dağlarında domuz sürülerinin arkasında koşarken dağlara bakıp ağlamaktadır". Ben nasıl oldu da esir düştüm. Ben nasıl oldu da memleketimden uzak yerlerde bir domuz çobanı oldum" diye düşünmektedir. Böylece günler aylar geçer. Yine böyle dağlarda üzülerek domuz sürülerinin ardında ağlarken bir gün karşısına temiz giyimli, vakur bir adam belirir.Bu kişi ö yörenin insanlarına hiç benzememektedir.Bursalı Hafız'a niye ağlıyorsun der.Hafız serencamını anlatır.Ben Kur'an hafızı olduğum halde Allah'a karşı nasıl bir suç işledim de memleketimden çok uzaklarda domuz sürülerinin çobanı oldum ona ağlıyorum der. Yabancı kişi, "memleketine gitmek ister misin" der. Hafız elbette ama bu nasıl olacak diye sorar.Sen nasıl olacağına karışma ben seni memleketine ulaştıracağım.Yalnız bir emanetim var onu yerine ulaştırır mısın der.Hafız hay , hay ne demek tabii ulaştırırım, yeter ki sen beni memleketime gönder der. Şu üç altını Bursa Ulu Camii'ne yatsı namazından sonra bir kadın gelecek O'na ver der, üç altını verir. O zaman esrarengiz kişi gözlerini yum ve ormana doğru koş, gözlerini ormanda aç der. Hafız gözlerini yumar, koşar, ormana geldiğinde gözlerini açar ki; Bursa Ulu Cami'nin içinde. Cebindeki altınları yoklar onlar da yerinde duruyor, gerçek.Sevinir, evine döner. Akşam olduğunda yatsı namazı için Ulu Camiine gelir. Namazı kılar Namaz bittikten arkaya bakar cemaat yerinde tarif edilen peçeli bir kadın durmaktadır. Aklından emanet altınları vermemek geçer, kadını görmemezlikten gelerek kapıya doğru ilerlediği sırada kadın arkasından yetişir ve Hafız'ın omzundan tutar "Efendi benim sende emanetim olacak onları vermiyecek misin?" der. Hafız çaresiz elini cebine atar "kadın altınların üç tane olacağını nereden bilecek " diye düşünür ve bir altını kadına verir. Ancak kadının eli açık havada beklemektedir. Efendi der "Bunlar üç adet olacak.". Hafız yüzünü buruşturur, peki der diğer iki altını da kadının eline bırakır.Kadın yüzündeki peçeyi kaldırır, peçeli kişi Rusya'daki esraraengiz adamdır.Adam der ki "Sen daha çok domuz gütmeye layıksın!"
Biz kan, hayvan leşi, domuz eti yemeye, domuz çobanı olmaya layık mıyız?
Domuz çobanı olmadan uyanmak umuduyla…


Yazar: Mehmet Kiraz
Tarih: 2008-07-03


Bu Köşe Yazısının yer aldığı yer: Kütahya Aktüel Gazetesi (ekutahya.com)
http://www.ekutahya.com

Bu Köşe Yazısı için adres:
http://www.ekutahya.com/modules.php?name=Kose_Yazilari&op=viewarticle&artid=119